Adhezyon Molekülleri

Son güncellenme tarihi:20.11.2015

Uz Dr Suna Çokmert

ADEZYON MOLEKÜLLERİ

Hücre birlikteliğini sağlayan moleküler yapıştırıcılar Hücre Adezyon Molekülleri (Cell Adhesion Molecules; CAM) olarak adlandırılır. Adezyon molekülleri, hücre yüzeyinde yapısal olarak bulunan membran bağımlı proteinlerdir ve bazı uyarılarla hücre yüzeyinde belirerek, hücre-hücre ve hücre-matriks etkileşmesinde rol alırlar. Hücre adezyon moleküllerinin en önemli fonksiyonları; embriyonal gelişim ve morfogenezde önemli olanhücre-hücre bağlantısı, lökosit göçü ve immün yanıtta önemli olanhücre hareketi ve hücreler arası haberleşmede sinaptik bağlantıların kurulması şeklinde sıralanabilir. Adezyon moleküllerinin ayrıca, direk olarak sinyal regülasyonunun (transdüksiyon) düzenlenmesinde de görevli olduğu gösterilmiştir. Adezyon moleküllerinin ekspresyon ya da fonksiyonlarındaki değişikliklerin, hücrelerin hem adezyon durumunu değiştirerek hem de hücre sinyalizasyonunun etkilenmesi yoluyla metastaz ve tümör progresyonuna katkıda bulunabileceği saptanmıştır.

Adezyon molekülleri dört sınıfta incelenmektedirler; integrinler, selektinler, immünglobulin süper ailesi adezyon molekülleri ve kaderinler . Bir de fonksiyonel olarak adezyon görevi gören ama bu gruplar içerisinde yer almayan adezyon molekülleri vardır; hücre yüzey müsinleri ve hücre yüzey proteoglikanları bu grupta bulunmaktadır.

İNTEGRİNLER

İntegrinler, kalsiyuma bağlı, heterodimerik yüzey membran reseptörleridir. İntegrin adı, bu moleküllerin hücre-dışı matriks ve hücre iskeleti ile ilgili aktivitelere aracılık etmesinden (integre etmesi) kaynaklanır. İntegrinler endotelde, epitel hücresinde, trombositlerde, lökositlerde ve tümör hücrelerinde bulunur ve genellikle katyon bağımlı adezyon olayını oluştururlar. Embriyolojik gelişim, hemostazis, trombozis, yara iyileşmesi, immün ve immün-olmayan savunma mekanizmaları gibi birçok fizyolojik olayda hücre-hücre ve hücre-matriks adezyonuna katılırlar. İntegrinler, bazı büyüme faktörlerinin (VEGF; Vascular Endothelial Growth Factor ve EGF; Epidermal Growth Factor) reseptörüdür. Bu şekilde sinyal iletiminde rol oynarlar. Bu moleküller hücre içi etkilerini protein kinazlar aracılığıyla gerçekleştirirler.

İntegrinlerin, birbirine kovalent olmayan bağlarla bağlı alfa (α) ve beta (ß) alt üniteleri vardır. Molekülün fonksiyonel aktivitesi için her iki alt ünite de gereklidir, ancak bağlanma özgüllüğünün ß alt ünitesi ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. İntegrinler, yapılarında bulundurdukları ß alt ünitelerine göre ß1, ß2, ß3 ve ß7 integrinler olarak adlandırılırlar. En geniş grup beta-1 integrinler olup, bunlar; lenfosit yüzeyinde aktivasyonu izleyerek 2-4 hafta gibi geç bir sürede ortaya çıktıklarından, Very Late Activation Antigen (VLA) olarak da bilinirler. Ekstraselüler matriks proteinlerine (fibronektin, laminin, kollajen, vitronektin) bağlandıklarından, yara iyileşmesinde rol oynarlar. T lenfosit migrasyonunda, ekstraselüler matriks proteinlerine tutunmayı sağlarlar. Beta-1 ailesinden yalnızca VLA-4, ekstraselüler matriks proteinleri dışında, immünglobulin süper ailesinden VCAM-1e bağlanarak, lenfosit trafiği ve yapışmasında etkili olur. Hücre-matriks ve hücre-hücre adezyonundaki rollerine ek olarak, beta-1 integrinler, çeşitli virüslerin (HIV tip 1 gibi) ve bakterilerin memeli hücrelerine girmelerini de kolaylaştırırlar.

Dört üyesi olan beta-2 integrinler, özellikle lökositlerde bulunduklarından, lökosit integrinler olarak da bilinirler. Bunlar içinde LFA-1; immünglobulin süpergen ailesinden ICAM (Inter Celluler Adesion Molecule) molekülleri ile birleşme özelliği ile, lökositlerin inflamasyon alanına göçünde, NK ve sitotoksik T lenfositlerinin hedef hücreleri öldürmesinde önem taşır. Beta-2 integrinlerin ortak zinciri olan CD18 genindeki mutasyonlar bu moleküllerin eksikliğine yol açar ve hayatı tehdit edici enfeksiyonların görüldüğü “ lökosit adezyon eksikliği hastalığı ortaya çıkar.

Beta-3 integrinlerden glikoprotein IIb/IIIa, trombositlerin en önemli integrini olup trombosit agregasyonunda rol oynar ve genetik eksikliği ‘Glanzman trombastenisi ne neden olur.

Pek çok integrin reseptöründe değişme, tümör hücre invazyonuna metastaza yol açabilir. Örneğin, fibronektine bağlanan integrinlerden, VLA5 malign hücrelerde kaybolma eğilimindedir. Oysa metastatik melanoma hücrelerinde fibronektine ve vasküler-hücresel adezyon molekül-le (VCAM-1) bağlanan integrin olan VLA4 farklı dağılımlar göstermektedir. Laminin ve kollagene bağlanan VLA2 ve vitronektin, fibrinojen ve trombospondine bağlanan αVß3 integrin inin bazı tümör tiplerinde artmış, bazılarında da azalmış olduğu gösterilmiştir. Ayrıca deneysel ve spontan rabdomyosarkom metastazlarında hücre içinde α2 subünitine ait cDNA artmış olarak saptanmıştır. Çeşitli integrin reseptörlerinin tümör hücresi ve subendotelyal matrix ilişkisinin tümör metastazı üzerindeki rolü iyi bilinmektedir. Hodgkin dışı lenfoma ve lenfoid lösemilerde LFA-l düzeyinin farklı olduğunu gösteren bir çalışmada, özellikle T-hücre malignitesi gösteren hastalarda bu moleküle her zaman rastlanırken, diffüz agresif B-tipi nonhodgkin lenfoma ve matür lenfoid lösemilerde gösterilememiştir. Burkit lenfomalı hastalarda ise tümör hücrelerinde LFA -1 molekülünün olmamasının, bu hücrelerin konakçının immün mekanizmasından kaçıp kurtulmalarına neden olduğu ileri sürülmektedir.

Tümörlerin progresyonunda da integrinlerin önemi çeşitli raporlarla bildirilmiştir. İntegrin-kanser ilişkisi yakın zamana kadar adezyon ve migrasyonla sınırlıydı ve integrin alt ünitelerinde oluşan genetik bozuklukların kanser ile ilişkisi bilinmiyordu. Evans ve arkadaşları ß1-integrin alt ünitesinde ortaya çıkan heterozigot mutasyonların dilin skuamöz hücreli kanserinin oluşmasında etkili olduğunu gösterdiler. Multipl miyeloma hücre hatlarında gösterilen hücre adezyon aracılı ilaç direncinin [Cell Adhesion Mediated Drug Resistence (CAM-DR)] integrinlerin ß1 alt ünitesinin fibronektine bağlanmasıyla ortaya çıktığının belirlenmesi, adezyon molekülleri ve kanser ilişkisine dair bilgilerin artışına yol açmıştır.

SELEKTİNLER

Selektinler, kan dolaşımındaki endotel, lökosit ve trombositlerin birleştirici ilişkilerinden sorumlu adezyon molekülleridirler. Selektinlerin yapısal olarak; hücre dışında Lektine benzer kısmı, bunu takip eden epidermal büyüme faktörü kısmı ve 3 alt grup selektinde farklı sayıda tekrarlama gösteren 3b,-c4b regülatuar protein kısmı vardır. Lenfositlerin yerleşmesinde (homing) rol alırlar. Dolaşımdaki tümör hücresinin hedef organın damar endoteline yapışmasında yani metastazın organ tercihinde selektin grubu adezyon moleküllerinin çok önemli rolleri vardır. Selektinler de kaderinler gibi üzerinde bulundukları dokulara göre isim alan üç alt grupta incelenirler:

L-selektin (= 9P90melu, Mel 14, LAM-1, LECAM-l): Lökosit selektinidir; nötröfiller, monositler ve lenfositlerde bulunur. Lenf nodlarındaki lenfosit yerleşiminde, enflamasyon bölgesinde endotel hücresine nötrofil adezyonunda rol alır. Dolaşımda solubl kısmı bulunur ve aktiftir. Sepsisli ve AİDSli hastalarda sL-selektin (solubl L-selektin) düzeyinin normalin 2-3 katı kadar yükseldiği gösterilmiştir. L-selektin, lökosit toplanması ve metastatik bir nişin oluşumuna katkıda bulunur.

E-selektin ( = ELAM-l): sadece aktive olmuş endotelde bulunur. İnterlökin-1 (IL1), Tümör nekrozis faktör-alfa (TNF-α) ve lenfotoksin uyarısı sonucunda endotel yüzeyinde belirerek, lenfosit ve monositlerin endotel hücresine adezyonunu sağlar. Trombomodulin, endotelin ve Von Willebrand faktör düzeyleri damar hasarını göstermesine rağmen endotele spesifik değillerken, dolaşımdaki solubl E-selektin, damar endotelinin aktivasyonunu gösteren en önemli işarettir. Kronik enflamasyonlarda, skleroderma, dev hücreli artrit, poliarteritis nodozada arttığı gösterilmiştir. Özellikle sepsiste 20 kez daha yüksek olduğu saptanmıştır. Karaciğerin metastatik kolonizasyonu sırasında aktive endotelden E-selektin ekspresyonu meydana geldiği saptanmıştır.

P-Selektin ( =GMP-140, CD 62, PADGEM): Trombositlerin alfa granüllerinde ve endotel hücrelerinin Weibel-Palade cisimciklerinde bulunurlar. Nötrofil ve monositler için reseptör görevi görürken, lenfositler için bağlayıcı değillerdir. Trombositlerin ya da endotel hücresinin, trombin, histamin, forbol esterleri ya da oksijen radikalleri ile uyarılması sonucu salınırlar. P-selektinlerin hücre yüzeyinde belirmesi dakikalar içinde olan çok hızlı bir olaydır. Bu adezyon molekülünün en önemli fonksiyonunun, inflamasyonunun erken fazında nötrofillerin endotel hücresine hızla adezyonunu sağlamak olduğu düşünülmektedir. Normal kişilerde de p-selektinin solubl formu bulunur (sP-selektin). Hemolitik üremik sendrom ve trombotik trombositopenik purpura hastalarında sP-selektin düzeyinin 2-3 kat arttığı gösterilmiştir.

Selektinlerin üç grubu da, lökositlerin endotele yapışarak yuvarlanmasında rol alır. Ancak, selektinlerin ve ligandlarının ekspresyon kinetiklerinin farklı olması, dokuya ve cinse göre farklılık göstermesi nedeniyle, farklı selektinler, inflamasyonun farklı zamanlarında rol oynarlar. Metastazın hematojen fazı sırasında selektin ligandı taşıyan tümör hücreleri dolaşımdaki kan bileşenleri (lökositler, trombosit ve endotelyum) üzerindeki selektinlerle karşılaşırlar ve metastatik ilerleme selektinlerle devam eder.

İMMÜNOGLOBULİN SÜPER GEN AİLESİ

Adezyon molekülerinin en büyük grubunu oluştururlar. Bağışıklık sisteminde; adezyon, tanıma veya bağlanma fonksiyonlarına aracılık eden birçok çözünebilir molekül ve hücre yüzey molekülü vardır. Bu proteinler immünglobulin süper gen ailesinin üyeleridir ve ekstrasellüler bölgelerinde bir veya daha fazla immünoglobulin (Ig) benzeri domainlerin varlığı karakteristik özellikleridir. İmmünoglobulin süper gen ailesinin üyeleri; morfojenez, inflamasyon, hemostaz ve immünite sırasında hücrelerin tanınması olaylarında önemli rol oynarlar, ayrıca paraziter veya viral proteinler için bir reseptör olarak da hizmet ederler. Bu ailenin üyeleri bulundukları hücre çeşidine göre altı grupta incelenirler;

1. L1-Hücre adezyon molekülü (L1-Cell adhesion molecule; L1-CAM): Bir membran glikoproteini olan L1-CAM, bağırsak ve ürogenital bölgenin epitel hücrelerinde de görülmesine rağmen, en yoğun eksprese edildiği yer merkezi ve periferik sinir sistemidir; nöronal hücre göçü, akson büyümesi, öğrenme ve hafızanın oluşumuyla ilgili nöral işlemlerde önemli rol oynamaktadır.

2. Sinirsel hücre adezyon molekülü (Neural cell adhesion molecule; NCAM, CD56): Nöral dokularda ve kas hücrelerinde bulunan sinirsel hücre adezyon molekülü; akson-glia hücre ilişkilerini düzenleyen önemli bir moleküldür. Sinir sisteminde sentezlenir, sinir sisteminin gelişiminde, yenilenmesinde, hafıza ve öğrenmeyle ilgili olaylarda rol oynar. Bununla birlikte; embriyogenezde normal doku gelişimi ve hücre büyümesi sırasında izlenen kontak inhibisyonuna katılırlar. NCAM kaybının özellikle bölgesel lenf nodlarında metastatik yayılımın tetiklenmesinde sorumlu olduğu, kolon, pankreas kanserleri ve astrositomada NCAM ekspresyonun azalmasının kötü prognozla ilişkili olduğu saptanmıştır.

3. Hücreler arası adezyon molekülü (Inter cellular adhesion molecule; ICAM): Hücreler arası adezyon molekülleri; endotelyal hücrelerden, mononükleer hücrelerden ve granülositlerden salınır. Lökositlerin yapışmasında, migrasyonunda, immun ve inflamatuar hücrelerin aktivasyonunda önemli role sahiptir. Yapı ve görevleri bakımından üç alt grupta değerlendirilirler:

a-) Hücreler arası adezyon molekülü-1 (Inter cellular adhesion molecule–1; ICAM–1, CD54) , bilinen en önemli adezyon molekülleri arasında yer alır. Damar endotel hücreleri ve lökositler tarafından eksprese edilir. ICAM–1 düzeyleri inflamasyon, infeksiyon, kanser, HIV infeksiyonu ve pek çok tümörün karaciğer metastazında artar. ICAM–1 adezyon molekülü antijen presentasyonu, T-hücre stimulasyonu ve T-hücre sitotoksisitesinde de rol alır. Eozinofiller, T-lenfositler ve nötrofillerin göçünde önemlidirler. Enflamasyonun erken evresinde önemli immünolojik parametrelerden biri olan ICAM–1, sepsisin erken tanısında önemli bir belirleyici olarak kullanılmaya başlanmıştır. Gastrointestinal, meme kanserleri ve melanomada tümör progresyonu ve prognoz ile ilişkili olup, ICAM-1 ekspresyonunun, tümör ve immün sistem arasındaki ilişkiyi yansıttığı düşünülmektedir. Ayrıca anjiogenez ve tümör büyümesinde de rol oynadığı düşünülmektedir.

ICAM–1in solübl formu (sICAM-1), hücre yüzey ICAM-1in proteolitik bir yıkılım ürünüdür Çeşitli infeksiyon, enflamasyon ve kanser hastalıklarında sICAMin arttığı gösterilmiştir. Over kanser hücrelerinin ve malign melanom hücrelerinin ICAM-1 salgıladığı ve metastaz durumlarında sICAM-lin arttığı saptanmıştır. Akut lenfoblastik lösemili ve Hodgkin lenfomalı çocuklarda sICAM-1 düzeyi, kontrol ve diğer malign hastalıklar grubuna göre oldukça yüksek olarak saptanmıştır. Yanısıra, Hodgkin lenfoma, Ewing tümörü ve Wilms tümörü olan hastalarda hastalığın evresi ile sICAM-1 düzeyi arasında belirgin bir korelasyon gösterilmiştir. Ancak halen yüksek sICAM-l düzeyinin normal konakçı hücrelerden tümöre karşı immün bir yanıt olarak mı yoksa tümör hücresinin kendisinden mi kaynaklandığı bilinmemektedir. sICAMinde LFA-le bağlanabilme ve onu bloke edebilme yeteneği olduğundan tümör hücresi tarafından salınan sICAM-1, T-lenfositlerde ve doğal öldürücü hücrelerde blok oluşturarak tümör dokusunun, konakçının anti-tümör immünitesinden kaçmasına, dolayısı ile hastalığın ilerlemesine ve metastaza yol açabilir.

b-) Hücreler arası adezyon molekülü-2 (Inter cellular adhesion molecule–2; ICAM–2, CD102), monositlerde ve lenfositlerde bulunan bu molekülün inflamasyondaki fonksiyonu henüz tam olarak bilinmemektedir. ICAM-2nin endotel hücrelerindeki ekspresyonu ICAM-1e göre daha fazladır.

c-) Hücreler arası adezyon molekülü-3 (Inter cellular adhesion molecule–3; ICAM–3,CD2), ICAM-1 ile % 48 benzerlik gösterir. Endotel hücreleri üzerinde bulunmaz. Lökosit infiltrasyonunda görev almaz, yalnız aktif olmayan lökositler üzerinde bulunur. T-hücrelerinin antijen sunan hücrelere bağlanmasını sağlar, bu nedenle immun yanıtın başlangıcında rol aldığı düşünülmektedir.

Bu üç moleküle ek olarak; ICAM-4 (LW blood group antigen) eritrositlere, ICAM-5 (telencephalin) ise beyne özgün olduğu saptanmış olan adezyon molekülleridir.

4. Vasküler hücre adezyon molekülü (Vascular cell adhesion molecule; VCAM):

Aktif endotel hücrelerinde, doku makrofajlarında, dendritlerde ve kemik iliği fibroblastlarında, embriyonik doku ve sinoviyal dokuda eksprese olurlar. T-lenfositlerin, monositlerin ve eozinofillerin endotel hücrelerine adezyonu ile görevlidir. Lökositlerde bulunan VLA grubu integrinler ile ilişkidedirler. İnflamasyon alanına lenfosit ve lökosit göçü ile lenfosit aktivasyonu ve kostimülasyonuna katılırlar.

5. Trombosit endotelyal hücre adezyon molekülü (Platelet endothelial cell adhesion molecule; PECAM, endoCAM, CD31): Polimorfonükleer hücreler, monosit, trombosit, nötrofil, ve endotel hücresi üzerinden eksprese olur. Özellikle endotel hücreleri üzerinde bulunan hücre-hücre adezyon molekülüdür. PECAM in-vivo şartlarda lökositlerin endotelden transmigrasyonunu sağlar. İnflamasyon, integrin aktivasyonu, transendotelyal nötrofil, monosit, ve T-hücre göçüne aracılık ederler.

6. Lökosit fonksiyonlu adezyon molekülü (LFA): Lökosit, eritrosit, endotel, epitelyal hücreler ve fibroblastlar üzerinden eksprese olurlar. Üç alt gruptan oluşurlar:

a-) Lökosit fonksiyonlu adezyon molekülü-1 (LFA-1): Adezyona bağlı lenfosit fonksiyonları için gerekli moleküldür. Antijenler yardımıyla T-hücre uyarılması, sitotoksik-T hücre fonksiyonu ve lenfositin endotele tutunması için gereklidir.

b-) Lökosit fonksiyonlu adezyon molekülü-2 (LFA-2: Cluster of differentiation-2, CD2): LFA-3e bağlanarak, T-hücrenin hedef hücreye adezyonu, T-hücrelerin aktivasyonuna katılırlar. LFA–2, tüm lenfositlerde, NK (natrual killer) hücrelerinde ve timositlerde bulunur.

c-) Lökosit fonksiyonlu adezyon molekülü-3 (LFA–3; Cluster of differentiation-3, CD58): LFA-2ye bağlanarak, T-hücrenin hedef hücre ve antijen sunan hücreler ile ilişkisine, eritrositler ile adezyonuna (rozet oluşumu) aracılık ederler.

Kısa bir süre önce immünglobulin süper ailesine yeni bir üye daha katılmıştır; “Junctional Adhesion Molecule (JAM)”. JAM endotelyal hücrelerde, hücreler arası kavşakta yapısal olarak bulunan bir moleküldür. JAMın monosit transmigrasyonunda önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. İn vitro, anti-JAM mAbların endotelden monosit göçünü engellediği gösterilmiştir.

Eskiden beri bilinmekte olan karsino-embriyonik antigen (CEA) ve DCC (Deleted in colon carsinoma) artık Ig supergen ailesi içinde yeralan birer adezyon molekülüdürler. Metastaz ile ilişkili onkogenler olarak resesif ve dominant olarak fonksiyon görmektedirler. CEA kolon karsinomunda, kanser hücresi ile kollagen arasındaki adezyonda rol almaktadır. DCC, bir tümör supresör gen olarak kromozom 18q- üzerinde yer alır ve nöral-hücre adezyon molekülü (N-CAM) benzeri bir adezyon molekülünü kodlar. Bu genin kaybı, E-kaderin kaybına benzer olaylara neden olur.

KADERİNLER

Kaderinler, Ca++ bağımlı transmembran proteinlerdir; birçok tekrarlayan bölgeden (domain) oluşan ve Ca++a bağlanmada önem taşıyan geniş bir hücre dışı N-ucu ile, kaderinler arasında çok iyi korunan sitoplazmik bölümle bağlantılı tek bir transmembran kısımdan oluşurlar. Sitoplazmik kısım üç sitoplazmik protein ile ilişkilidir; bunlar α, ß ve γ-katenindir. Kaderin/katenin haberleşmesinin kaderinlerin adeziv fonksiyonunda önemli olduğu düşünülmektedir.

Kaderinler, yan yana hücreler arasındaki moleküler bağlantıyı sağlarlar, yapışma kavşaklarında fermuara benzer yapılar oluştururlar, embriyoda morfogenezden, erişkin organizmada seçici hücre tanınmasından ve yaşam boyu normal doku mimarisinden sorumludurlar. Kaderinler, birbiri ile genelde homofilik ilişkidedirler; karşılıklı hücrelerde bulunan aynı kaderinler birbirine bağlanarak hücre-hücre adezyonunu sağlarlar. Embriyoda özgün adezyon moleküllerinin ekspresyonu hücre göçü ve doku diferansiyasyonu için gereklidir. Embriyo henüz morula safhasındayken, blastomerler arasında bağlantının kurulması ve hücresel bütünlüğün sağlanması özellikle E-kaderin tarafından gerçekleştirilir. Kaderinler, üzerinde bulundukları dokulara göre isimlendirilirler ve buna göre beş kaderin grubu vardır:

E-kaderinler: Epitel hücrelerinde eksprese olurlar. Hücre temasını düzenlerler ve epitelial tümör hücre invazivliği ve metastazın önemli bir baskılayıcısı olarak etki gösterirler. Ayrıca reseptör tirozin kinaz sinyalizasyonunu baskılamak için epidermal büyüme faktörü reseptörü ile etkileşim içindedirler; E-cadherin kaybı tümör büyümesini etkinleştiren yolların aktivasyonu ile sonuçlanır. Meme, mide ve kolorektal kanserlerde E-kaderin ekspresyonunda azalma veya kayıp saptanmıştır.

P-kaderinler: Plasentada eksprese olurlar, belirli dönemlerde diğer dokularda da bulundukları bildirilmiştir. P-kaderinlerin kanser kök hücre ile ilişkili olduğuna dair bilgiler de mevcuttur

.

V-kaderinler: Endotel hücreleri üzerinde eksprese olurlar

.

N-kaderinler: Nöral dokularda ve kas hücrelerinde eksprese olurlar.

H-kaderinler: Kalp kasında eksprese olurlar.

Kaderin genleri, tümör baskılayıcı genler olarak görülmektedirler ve ekspresyon ve fonksiyonlarındaki defektler tümör progresyonu ile ilişkilendirilmektedir. Tümör hücrelerinin düzensiz davranışı nedeniyle hücre-hücre ilişkisi tümörlerde bozulmuştur. İnvaziv karsinoma hücrelerinin başlıca karakteristiği az diferansiye olmaları ve haraketliliklerinin artmış olmasıdır. E-kaderin hücrenin hareketlilik özelliğinin yok olmasına neden olur. E-kaderin ekspresyonu azalan epitel hücrelerinde, diferansiyasyonun azaldığı ve hücrelerin göç kabiliyetlerinin arttığı belirlenmiştir. Buradan E-kaderinlerin invaziv özelliğe karşı koruyucu olduğu sonucuna varılmıştır.

KISALTMALAR:

CAM; Hücre Adezyon Molekülleri

VEGF; Vascular Endothelial Growth Factor

EGF; Epidermal Growth Factor

VLA; Very Late Activation Antigen

VCAM-1 ; Vasküler-sellüler adezyon molekülü-l

CAM-DR; Hücre adezyon aracılı ilaç direnci

L1-CAM ; L1-hücre adezyon molekülü

NCAM ; Sinirsel hücre adezyon molekülü

ICAM ; Hücreler arası adezyon molekülü

PECAM ; Trombosit endotel hücre adezyon molekülü

LFA ; Lökosit fonksiyonlu adezyon molekülü

sL-selektin; solübl selektin

NK; doğal öldürücü hücre

L-selektin; lökosit selektini

ELAM-l; E-selektin

CEA; karsino-embriyonik antigen

DCC; Deleted in colon carcinoma

JAM; Junctional Adhesion Molecule

DTC; yayılmış tümör hücreleri

KAYNAKLAR:

1-) Frenette PS, Wagner DD. Adhesion molecules-part I. N Engl J Med 1996;334:1527-9

2-) Frenette PS, Denisa D, Wagner DD. Adhesion molecules-part II. N Engl J Med 1996;335:43-5.

3-) Honn KV Tang DG: Adhesion molecules and tumor cell interactions with endothelium and subendothelial matrix. Cancer and Metastasis Rev, 11, 353-375, 1992.

4-) Fawcett I Harris A: Cell adhesion molecules and cancer. Curr. Opin. Oncol, 4, 142-8, 1992.

5-) Ugo Cavallaro, Gerhard Christofori. Cell Adhesıon And Sıgnallıng By Cadherıns And Ig-Cams In Cancer. Nature Revıews. Volume 4 | February 2004 118-132

6-) Crossin KL., Krushel AL. 2000. Cellular signaling by neural cell adhesion molecules of the immunoglobulin superfamily. Dev. Dyn., 218, 260–279

7-) Hynes RO. 1992. Integrins versatility modulation and signalling in cell adhesion. Cell, 69, 11–25.

8-) Mousa SA. 2004. Cell adhesion molecules: Potential therapeutic and diagnostic implications. Methods. Mol. Med., 93, 157–174

9-) Wijnhoven BPL., Dinjens WN., Pignatelli M. 2000. E-cadherin/catenin cell-cell adhesion complex and human cancer. Br. J. Surg., 87, 992–1005

10-) Terekeci H., Şahan B., Top C. 2008. Hücre adezyon molekülleri. Nobel Med., 10, 1–7.

11-) T. Keiper, S. Santoso, P.P. Nawroth, V. Orlova, T. Chavakis.The role of junctional adhesionmolecules in cell-cell interactions Histol Histopathol (2005) 20: 197-203

12-) André Filipe Vieira, Joana Paredes. P-cadherin and the journey to cancer metastasis Molecular Cancer (2015) 14:178

13-) Sherlyn Jemimah, Gincy George, Sathya Kiruba N., Sheeba Kosari, Vandana Apurva Das. The Participation of Cell Adhesion Molecules in Cancer Progression: A Recent Review Indian Journal of Bioinformatics and Biotechnology 2012;1,1;6-8